Beslenme ve Kanser
1Halk Sağlığı Müdürlüğü, Elazığ, Türkiye
2Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Elazığ, Türkiye
Anahtar Kelimeler: Beslenme, Kanser, Çevresel Faktörler, Nutrition, Cancer, Environmental Factors
16.616 görüntülenme 5.153 indirme
Giriş
Karbonhidratlar ve Kanser
Karbonhidratlar başlıca enerji kaynağımızdır. Tatlarının
hoş olması ve çabuk enerjiye çevrilmeleri tüketimlerini
arttırmaktadır. Bununla beraber rafine ve boş
enerji verenler şişmanlığa, insülin direncine yol açtığı
gibi bazı kaynaklara göre dengesiz tüketimleri hastalıkta
risk etkeni oluşturmaktadır. Çok sayıda etnik kökenin
dahil edildiği bir kohort çalışmasında; diyetteki
glisemik yük, eklenen şekerler ve karbohidratların
pankreas kanseri oluşturma riski araştırılmıştır. Hawai-
Los Angeles bölgesinde yaşayanlardan 162.150 kişinin
katıldığı bu araştırma, glisemik yük, diyetle alınan
karbohidratlar, sükroz (çay şekeri), fruktoz (meyve şekeri), toplam şeker ve eklenmiş şekerlerin pankreas
kanseri ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği savını
sınamıştır. Sekiz yıl süre ile izleme sonucunda 162.150
kişinin 434ünde pankreas kanseri ortaya çıkmıştır.
Yapılan analiz sonucunda nişasta bazlı şekerde bol
miktarda bulunan fruktozun pankreas kanseri ile istatistiksel
olarak anlamlı derecede ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Bu çalışmaya göre kilo fazlası olanlarda şeker
alımı özellikle daha fazla risk oluşturmaktadır7.
Akdeniz ülkelerinde yapılan çalışmalara göre; rafine
edilmiş unların kullanımı mide, kolorektal, meme, üst
sindirim sistemi ve tiroid kanserleri riskini arttırmaktadır.
Bu durum özellikle beyaz ekmek gibi rafine edilmiş
karbonhidratların glisemik yükü arttırmaları ve
insülin, insüline benzer büyüme faktörü ve gliseminin
aniden artması, kolon, meme ve prostatta hücre poliferasyonunu
stimüle etmesiyle oluşmaktadır8.
Sebze, meyve, kepeği ayrılmamış tahıl ve kuru baklagillerde bir karbonhidrat türü olan posa (lif) bulunmaktadır. Posanın fazla alınması kabızlığı önleyerek bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlamakta ve kolon-rektum kanserleri oluşumunu engelleyebilmektedir9. Bu etkisini kolon bakteri florasını değiştirerek, toksik metabolitlerin oluşumunu azaltarak, dışkı atımını hızlandırarak ve toksik metabolitlerin bağırsak hücreleriyle temas sürelerini kısaltarak sağlar10.
Protein ve Kanser
Yüksek miktarda hayvansal protein alımı kanser ile
ilişkilendirilmektedir. Bunun nedenlerinden biri yüksek
miktarda protein alındığında doymuş yağ tüketiminde
de artış olmasındandır. Yapılan çalışmada doymuş yağ
tüketimi ile meme, pankreas, prostat, rahim, kolorektal
kanserleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yine
de bu kanserlerin protein tüketimiyle mi yoksa yüksek
doymuş yağ içeriğiyle mi olduğu kesinleştirilememiştir9. Hayvansal kaynaklı protein alımının artması, yağ
ve enerji miktarlarındaki artışı da beraberinde getirerek
fazla kilo ve obeziteye yol açarak kanser riskini artırmaktadır11. Deneysel araştırmalar yağsız hayvansal
protein alımının kanserle bağlantılı olmadığını göstermiştir.
Pankreas kanser riski ile et tüketiminin ilişkisinde
salam, sosis, sucuk gibi işlem görmüş etlerin
etkisinin yüksek olduğu bildirilmiştir12.
Yağ Asitleri ve Kanser
Yağ asitlerinin kalp krizi, kalp ve damar hastalıkları,
depresyon, migren türü baş ağrıları, eklem romatizmaları,
şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon, bazı
alerji türleri ile bazı kanserler gibi birçok hastalıktan
korunmada önemli etkisi olduğu tespit edilmiştir. Balık
yağlarının kanser üzerinde direkt tedavi edici etkisinden
çok, hastalıktan korunma ve ağrıları dindirici etkisi
daha yaygın olarak görülmektedir13. Konjuge Linoleik
Asite (KLA) ilgi, KLAnın kansere karşı koruyucu
ve vücut yağını azaltıcı etkisinin ortaya konulmasından
sonra artmıştır. Hayvanlarda tümör büyüme, metastaz
inhibisyonu, hücrelerde kanser hücre proliferasyonunun
inhibisyonu, hayvanlarda anjiogenezis inhibisyonu
etkileriyle KLA, antikansorejen etki göstermektedir14. Vücut yağını azaltıcı, bağışıklığı arttırıcı ve antikanser,
antidiyabet, antiobezite ve antiteratojenik özellikte
olup insan sağlığı üzerine yararlı etkileri bulunmaktadır.
KLAnın insan tümör hücrelerine (kolon,
meme ve prostat) antioksidan özelliği, karaciğer triaçilgliserol
birikimini düşürücü, diyet etkileri ve antiobezite
gibi sağlığa faydalı birçok etkileri vardır.
KLAnın izomerlerinden olan trans-10, cis-12
KLAnın daha çok vücutta yağlanmayı azaltıcı, cis-9,
trans-11 KLAnın ise antikarsinojenik etkisinin olduğu
konusunda bilgiler mevcuttur14. Doymuş yağ tüketimini
değerlendirme amacıyla tutulan haftalık günlük
bilgilerine dayanarak yüksek doymuş yağ alımının
meme kanseri riskini artırdığı bildirilmiştir15. Yapılan
bir çalışmada yüksek miktarlarda omega-6 yağ
asidi (araşidonik aside dönüşebilen linoleik asit) tüketiminin
meme kanserinde tümör gelişimini ve metastazı
teşvik ettiğini göstermektedir16.
Katkı Maddeleri ve Kanser
Beslenme şeklimiz ve yediklerimiz kanser oluşumunu
etkilemektedir. Günümüz yaşam tarzında gıda katkı
maddeleri beslenmemizin bir parçası haline gelmiştir.
Katkı maddelerinin bir kısmı kanserojen iken, bir kısmı
da kanserojenlerin etkinliğini artırmaktadır. Kanserojen
olanların gıdalarda kullanılmasına izin verilmemektedir.
İzin verildiğinde bu etkileri bilinmiyor da sonradan
anlaşıldı ise yasaklanmaktadır. Örneğin dulcin, cinnamylanthranilate
ve thiourea, gibi bazı sentetik katkı
maddelerinin karaciğer kanserine neden olduğu yapılan
deneylerle tespit edilmiş, bunun üzerine bu maddelerin
gıdalarda kullanılması yasaklanmıştır17. Finlandiya'da
yapılan bir araştırmada nitrat, nitrit ve Nnitrosodimetilamin
(NDMA) alımı ile gastrointestinal
traktus kanserleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu
kohort çalışması sonrasında NDMA alımının kolorektal
kanser riskini arttırdığı, diğer maddelerin ise kanser
üzerindeki olumsuz etkisinin kanıtlanamadığı belirtilmiştir.
Özellikle fazla bira tüketenlerde NDMA fazla
oranda alındığı için kolorektal kanser riski de yüksektir.
Ayrıca belirgin olmamakla beraber baş, boyun
kanserlerinde de hafif bir artış gözlenmiştir18. Sodyum
nitritin kanserle ilişkisinin olup olmadığını ortaya
koymak amacıyla da birçok deney yapılmıştır. Bir
çalışmada dişi farelerin uzun süre sodyum nitrite maruz
kalmasıyla, doza bağlı olarak %0-10 oranında mide
kanseri geliştiği gösterilmiştir. Erkek farelerde ise
sadece yüksek dozda, kanserleşme olmadan anormal
hücre çoğalması (hiperplazi) gözlenmiştir. Ancak düşük
dozlarda böyle bir etki görülmemiştir19. Uçucu
organik bir bileşik olan furan, cam kavanozda otoklav
yöntemi ile hazırlanan mamalarda yüksek olarak bulunmuştur.
İspanyada yapılan bir çalışmada sebze ve
et içeren bebek mamalarında furan maddesinin daha
yüksek olduğu tespit edilmiştir. Hayvanlar üzerinde
yapılan araştırmalarda furanin (bebek mamalarındaki
katkı maddesi) kansere yol açtığı ve özellikle karaciğer
kanseri gelişiminin doza bağlı olarak arttığı bildirilmektedir20.
Kahve ve Kanser
Kahve tüketiminin kanser ile ilişkisini değerlendiren
çalışmalar çelişkili sonuçlar vermektedir. Bu çalışmaların
sonuçları incelendiğinde bazı kanserlerin görülme
sıklığı kahve tüketimine paralel olarak artmakta iken,
bazı kanser türlerinde ise kahve tüketiminin koruyucu
olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Kohort çalışmalarının
değerlendirildiği meta-analizde kahve tüketimi ile
pankreas kanseri insidansı arasındaki ilişki nicel olarak
bildirilmiştir. Ortalama takip süresi 14.9 yıl olan
671.080 bireyi (1496 kanser vakası) kapsayan 14 çalışmanın
katılım kriterleri bir araya getirilmiştir. Hiç
kahve içmeyen ya da nadiren günde bir kahve içen
bireylerle karşılaştırıldığında, düzenli kahve tiryakileri
için pankreas kanseri riski %18 daha az iken, düşük ve
orta düzeyde kahve içenlerde %14 daha az olduğu
bulunmuştur. Alt grup analizlerinde, erkeklerde kahve
içiciliğinin azalan pankreas kanseri ile ilişkili olduğu
görülürken, bu ilişki kadınlarda görülmemiştir. Bu
ilişki Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgelerindeki
çalışmalarla benzerdir. Bu meta-analiz bulguları
kahve içme ve pankreas kanseri riski arasında ters bir
ilişki olduğunu göstermektedir21. Bazı kadınlarda
kahve fibrokistik meme hastalığına bağlı şikâyetleri
arttırabilir, fakat meme kanseri riskini veya diğer kanser
risklerini arttırdığına dair bir bilgi yoktur. Kahve ve
pankreas kanseri ilişkisi geçmişte söylenmiş, ancak bu
bilgi diğer çalışmalarla doğrulanmamıştır22. Sigara
ve benzeri tütün maddelerini kullanan bireylerin, çay
ve kahve tüketimlerinin de fazla olabileceği düşünülmektedir.
Buna göre çay ve kahve gibi polifenol içeren
içeceklerin akciğer kanseri riskini etkileyebileceği
hipotezinin akla yatkın bulunabileceği savunulmuştur23.
Probiyotikler ve Kanser
Deney hayvanlarında geliştirilen kanser modellerinde
probiyotiklerin, kanser gelişimini önlediği ortaya konmuştur.
Probiyotikler kolonik içerikteki prokarsinojenleri
karsinojenlere çeviren enzimleri azaltmaktadır.
Probiyotikler kolondaki mutajenleri bağlayarak gaita
ile atılmasını sağlarlar. Muhtemelen probiyotikler mutajenik
ve karsinojenik maddeleri kullanmakta ya da
metabolize etmektedirler. Probiyotikler, immun sistemi
de güçlendirerek kanser gelişimine mani olmaktadırlar24.
Barsak florasında bulunan zararlı bakteriler β- glukuronidaz, nitroredüktaz, azoredüktaz ve karsinojenik sürecin oluşumuna aracılık eden 7-α-dehidro-siklaz gibi pek çok zararlı enzimler ve bunun yanında heterosiklikaminler ve ikincil safra asitleri içeren kanserojen ve tümör arttırıcı maddeler üretirken, diğer probiyotik gibi yararlı bakteriler ise kısa zincirli yağ asitleri ve equol gibi kanserden korunmada yararlı olan metabolitleri üretmektedir25,26. Japon bilim adamlarının Bifidobacteriumun kanser gelişimini önlemedeki etkisini gösteren birçok çalışması vardır. Bu çalışmalarda Bifidobacterianın çok sayıda spesifik/nonspesifik antitümor ve immünolojik faktörün oluşmasında rolü olduğu bildirilmiştir. Bifidobakterilerin çoğu laktülozu çok iyi metabolize edebilmektedir, bu nedenle bu yararlı faktörlerin Bifidobacteria tarafından üretilmesi için laktüloz prebiyotik olarak kullanılmaktadır27.
Probiyotiklerin ve prebiyotiklerin birlikte kullanılması ile oluşturulan ürünlere sinbiyotik denilmektedir. Sinbiyotik uygulama ile probiyotik bakterilerin yaşam süreleri uzar ve kolonda daha iyi kolonize olurlar. Bu konu ile ilgili yapılan bir çalışmada B. breve, L. lactis ve prebiyotik olarak oligoalternan içeren bir sinbiyotik karışımın, yalnız başına kullanılan laktik asit bakterilerinden daha fazla etkili olduğu ve kolon kanser hücrelerinin gelişiminde inhibitör etkiye sahip olduğu belirtilmiştir28.
Vitaminler ve Kanser
Karotenoidler moleküler yapılarında bulunan konjuge
çift bağ sayesinde antioksidan özellik göstererek, serbest
radikal reaksiyonlarının oluşmasını önler ya da
üretilen serbest radikalleri ya da reaktif oksijen ürünlerini
baskılayarak, dokuları oksidatif ve foto oksidatif
hasara karşı korur29. Yeterli miktarda alınırsa kanserden
korumanın mümkün olabileceği yapılan çalışmalarda
belirtilmektedir. Karotenoidlerin etki mekanizmalarından
biri antioksidan aktivitedir. Diğer etki
mekanizması ise, karotenoid ve retinoik asidin hücreler
arası haberleşmeye etkisidir. Hücre, bir diğer hücreye
bölünme ile ilgili sınırlamaları içeren bilgiler gönderir.
Bu şekilde düzenli olarak bölünme gerçekleşir30.
Beta karotenin hücre büyümesini hücre siklusuna bağımlı
olarak inhibe ettiği ve kanserli hücrede apopitozisi
tetiklediği gösterilmiştir31.
C Vitamini bir serbest radikal giderici olarak sayılmaktadır ve C vitamini bakımından zengin gıda maddelerinin (örneğin turunçgil meyveler) yüksek oranda vücuda alınması, mide kanseri insidansını azaltmada rol oynayabilmektedir32.
Aktif D vitamininin muhtemel antikanser etkisi yaklaşık 30 yıldır hayvan ve hücre çalışmalarında değerlendirilmiştir. Vitamin D Reseptörü eksprese eden malign hücrelerin listesi oldukça geniştir33. Kanser mortalitesinin ekvatordan uzaklaştıkça arttığı geçen yüzyılın başlarında bildirilmiştir. 1940lı yıllarda kanser mortalitesinin kuzeyde yaşayanlarda güneyde yaşayanlara göre yüksek olduğu, 1980li yıllarda ise kolorektal kanser ve yaşanılan enlem arasındaki ilişki bildirilmiştir. Kolon, prostat ve meme kanseri insidansının ultraviole ışınlarının bol olduğu bölgelerde daha düşük olduğu gösterilmiştir34. Yapılan bir metaanaliz çalışmasında (9 prospektif kohort ve 3 vaka-kontrol çalışması) akciğer kanseri olan toplam 288.778 birey incelenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre akciğer kanseri ve serumdaki D vitamini seviyesi arasında anlamlı negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır35.
2008 yılında Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının yayınladığı D vitamini ve kanser ilişkisiyle ilgili raporda; 25(OH)D düzeyiyle kolorektal kanser, sporadik kolorektal adenoma, ve meme kanseri arasında ters ilişki olduğu bildirilmiştir36. Vitamin D eksikliğinin kanser ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmaların aksine Imtiaz ve ark.nın37 çalışmasında meme kanserinin vitamin D eksikliği ile belirgin bir ilişkisi olmadığı saptanmıştır. Farklı bir çalışmada ise; aktif D vitamini ve analoglarının kanser tedavisinde kullanılması hayal kırıklığı yaratmıştır. Örneğin; yaşları 65-85 arasında olan 2686 erkek ve kadından oluşan İngilterede yapılan randomize, plasebo kontrollü çalışmada 4 ayda bir 100.000 IU dozunda vitamin D3 replasmanı yapılmış, 5 yıllık takipte kanser insidansı açısından plasebo ile karşılaştırıldığında anlamlı fark görülmemiştir38. D vitamini ve kanser arasındaki ilişki için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
İzotiyosiyanatlar ve Kanser
Cruciferae familyasında yer alan pek çok sebzenin
bileşiminde yer alan izotiyosiyanatların insan sağlığı
için önemi birçok araştırmacı tarafından incelenmektedir.
Cruciferae familyası, mor lahana, beyaz lahana,
karnabahar, Savoy lahanası, Brüksel lahanası, brokoli
gibi sebzelerle kolza gibi yağlı tohumlar ve hardal gibi
baharatları da kapsamaktadır Yapılan çalışmalarla,
Cruciferae familyasında bulunan sebzelerin tüketiminin
böbrek, prostat, kolon, idrar kesesi, akciğer ve
rektum kanseri riskini azalttığı saptanmıştır39,40.
Küçük çaplı yapılan klinik bir çalışmada 250 g/gün
brokoli ve 250 g/gün Brüksel lahanası tüketiminin
karsinojen 2-amino-1 metil-6-fenil imidazolün idrarda
atımını anlamlı düzeyde artırdığı saptanmıştır41.
Turp, Çin lahanası tüketmenin; menopoz sonrası dönemdeki
kadınlarda meme kanser riskini önemli derecede
azalttığı saptanmıştır. Glutathione-S-transferase
gene polymorphisms (GSTP1) Val/Valge-notipine
sahip kadınların, bu sebzeleri düşük düzeyde tükettiğinde
Ile/Ile ya da Ile/Valgenotipine sahip kadınlardan
daha yüksek meme kanser riski taşıdıkları ortaya konmuştur.
Yani kanser, genetik yatkınlık veya dayanıklılık
esasında ortaya çıkan bir hastalık olmakla birlikte,
beslenme kanseri dengeleyen veya organize eden faktör
olarak görünmektedir42.
Antosiyaninler ve Kanser
Antosiyaninler meyve, sebze ve çiçeklerde yaygın
olarak bulunan doğal pigmentlerdir. Vişne antosiyaninlerinin
ve siyanidinlerinin tümör oluşumunu ve kolon
kanseri hücrelerinin gelişmesini engelleme potansiyelinin
belirlenmesi için, Apcmin farelerin günlük diyetine
vişneden izole edilen 3-siyanidin-2-o-β-dgluko piranozil-
6-o-α-I- ramnopiranozil-β-d-glukopiranozit ve 3-
siyanidin-6-o-α-Lramno piranozil-β-d-gluko piranozi
tantosiyaninleri ve siyanidina glikonu eklemiştir. Araştırma
sonunda, antosiyaninler ve antosiyanidinlerin
insan kolon kanseri hücrelerinin büyümesini engellediği
görülmüş ve buna dayanılarak günlük diyetle tüketilen
vişnenin kolon kanseri riskini azaltabileceği bildirilmiştir43. Farelere pros-tat kanseri PC-3 hücre soyu
yerleştirilerek yapılan iki çalışmada, nar ekstresinin
hücre büyümesini baskıladığı, düzenleyici proteinleri
modüle ederek apopitozu uyardığı gösterilmiştir. İnvitro
deneylerde hastaların plazma ve serum prostat kanseri hücresi sayılarında anlamlı azalma, apopitoziste
anlamlı artış gösterilmiştir44. Prostat Spesifik Antijeni
(PSA) yüksek erkeklerde iki aşamalı bir faz II
klinik araştırma yürütülmüştür. Önceden cerrahi işlem
ya da ışın tedavisi gören ve yüksek PSAlı hormon
terapisi görmemiş, metastazı olmayan gruba toplam 8
ons nar suyu (570 mg total polifenol gallikasid eş değeri)
başlanarak PSA düzeyi, serum lipid peroksidasyonu
ve nitrik oksid düzeyi, prostat kanseri hücresinde çoğalma
ve apopitoz indüksiyonuna bakılmıştır. Hastaların
%35inde PSA düzeyi düşmüş, 46 hastanın 4ünde
(%8.7) nesnel yanıt ölçütü ve PSA düzeyinin %50den
fazla azaldığı görülmüştür. Hastaların serum oksidatif
stresleri ortalama %40 azalmış, buna serum lipid peroksidasyonunda
anlamlı azalmalar eşlik etmiştir. Dokuz
ay sonra bazal PSA değerleri ile anlamlı korelasyon
gösteren nitrik oksit serum metabolitleri ölçülmüş,
ortalama %23 artış saptanmıştır. Çalışmanın 9. ayında
hücre büyümesinin hastaların %84ünde %12 azaldığı
saptanmıştır. Hastaların %75'inde apopitoz ortalama
%17.5 artmıştır45.
Pişirme Yöntemleri ve Kanser
Tüketilen besinlerin cins ve miktarlarının önemli olduğu
kadar, pişirme yöntemleri de önemlidir. Pişirme
sırasında besinlerde yararlı değişimler olduğu kadar,
zararlı değişimler de olmaktadır. Pişirme esnasındaki
asıl amaç, yararlı değişimleri ortaya çıkarmak kadar,
zararlı değişimlerden de uzak durmaktır. Gıdaların
yanlış hazırlanması sırasında birçok zararlı bileşen
ortaya çıkmakta olup, bunların bir kısmı kanserojen
bileşiklerdir. Çevre kirliliği sonucu, sebze, meyve ve
deniz ürünlerinde dumanlama ile dumanlanmış gıdalarda
pişirme şekline göre, kızartma ve kavurma gibi
gıdalarda ve gıda işlemleri sırasında veya gıdaların
kendi yapılarında polisiklik aromatik hidrokarbonlar
bulunur46.
Kızartma yağlarında gerçekleşen termal ve oksidatif reaksiyonlar nedeniyle, aynı yağın uzun süre kullanılması, o yağda kızartılan ürünlerin kabul edilebilirliğini ve besinsel değerini olumsuz etkilemektedir. Oksidasyonla yağlarda aldehitler, ketonlar, hidrokarbonlar, alkoller, asitler, esterler ve aromatik bileşikler gibi uçucu bozulma bileşikleri oluşmaktadır47. Kızartma yağlarını üç defadan fazla kullanmak yağın yanmasına sebep olur. Yanmış yağ kanserojenler içermektedir48. Barbekü, ızgara ve tavada kızartma gibi pişirme yöntemlerinin mikrodalga ile pişirme ve haşlama/ buğulama gibi pişirme yöntemlerine kıyasla heterosiklikamin oluşumunda daha etkili olduğu yapılmış çalışmalarda rapor edilmiştir49.
Ayrıca antioksidan etkiye sahip bileşenlerce zengin baharat ve bitki ekstraktları kullanımının da heterosiklikamin oluşumunu engellediği yapılan birçok çalışmada tespit edilmiştir. Köfte gibi karışımların hazırlanmasında kullanılan baharat sadece Türkiyede değil tüm dünyada ürüne renk, lezzet ve aroma vermek amacıyla ilave edilmektedir. Öz ve Kaya50 %30 yağ içeren kıymadan yaptıkları köftelerde karabiber kullanımının heterosiklikamin oluşumunda inhibitör etkisini inceledikleri çalışmalarında karabiberin %48.8-65.8 arasında heterosiklikamin oluşumunu inhibe ettiğini rapor etmişlerdir.
Başka bir çalışmada da kızartılmış örneklere pişirme öncesinde ebegümeci özütü ile marinasyon işlemi uygulamasının PhIP ve MeIQx oluşumunu inhibe ettiği bildirilmiştir51.
Yemek pişirilirken kullanılan yakıt kaynağının kanser üzerindeki etkisini araştıran bir çalışmada ise, kullanılan yakıt türünün akciğer fonksiyonunu bozabileceği yönünde veriler elde edilmiştir. Bu araştırmada 74 sağlıklı kadın kullanılmış ve 2 gruba ayrılmışlardır. Kontrol grubu güvenilir bir yakıt kaynağı kullanırken, diğer grup biyokütle yakıtını kullanarak yemek pişirmişlerdir. Araştırmanın sonunda gruplara akciğer fonksiyon testi uygulanmış ve biyokütle yakıtını kullanan bireylerin solunum fonksiyonlarında bozulma daha fazla görülmüştür52.
Bisfenol A ve Kanser
Bazı plastik damacanalarda bulunan ve kimyasal bir
madde olan Bisfenol Anın (BPA) belirli bir dozda
kanserojen etkisi vardır; ayrıca vücutta zararlı oksijen
bileşiklerinin birikmesine yol açabilmektedir. BPAya
maruz kalınması durumunda, hormonlarla ilişkili örneğin
meme ve yumurtalık kanseri gibi kanserlerin görüldüğü
yapılan çalışmalarla gösterilmiştir53.
Östrojenik etkilenim, meme kanseri gelişiminde en önemli risk faktörlerinden biridir. BPAnın meme dokusunda en belirgin olarak iki tür etki ile kanser geliştirme riski oluşturabileceği ileri sürülmektedir: Birincisi, doğrudan östrojen bağımlı hücresel tümör büyümesine yol açabilir. Perinatal düşük doz BPA ile etkilenim sonucu farelerde meme dokusu gelişiminin hızlandığı, özellikle duktal komponentinde artma ve apopitoz hızında azalma olduğu gözlenmiştir54. İkincisi, meme dokusunda doğrudan morfolojik değişiklik yapmaksızın moleküler değişikliklere yol açabilir. Örnek olarak, in utero BPA ile etkilenen hayvanların doğum sonrası meme dokularında östradiol duyarlılığında artış gözlenmesi veya prenatal BPA ile karşılaşma sonucu meme dokusunun pubertede ve erişkin dönemde östrojenik uyarılara daha duyarlı hale gelmesi verilebilir55.
Sonuç olarak, kanser riskini artırıcı birçok faktör vardır. Yapılan çalışmalarda beslenmenin kanser riski oluşturmada önemli olduğu belirtilmiştir. Kanserde tıbbi beslenme tedavisi her zaman etkin bir yöntemdir. Kanseri tıbbi beslenme tedavisi ile yok etme hayali bir düşünce, kanserin hızını etkileme düşüncesi ise gerçek bir yaklaşımdır. Kanserden korunmak için beslenme önerisi önemlidir. Ancak beslenme ve kanser konusu üzerine daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Kaynaklar
1)2013-2018 Ulusal Kanser Kontrol Planı. T.C. Sağlık
2)Bakanlığı. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu. http://www.iccpportal.org/sites/default/files/plans/
3)Ulusal_Kanser_Kontrol_Plani_2013_2018.pdf
4)3.2016.
5)Globocan 2012. Estimated cancer incidence,
6)mortality and prevalence worldwide. http://globocan.
7)iarc.fr/ 19.12.2015.
8)Harris JR, Morrow M, Banadonna G. Cancer of the
9)breast. In: De Vita VT, Hellman S, Rosenberg SA
10)(editors). Cancer, Principles and Prac- tice of Oncology.
11)4th ed, Philadelphia: JB Lippincott Co,
12)1993: 1264-74.
13)Anand P, Ajaikumar B, Sundaram C, et al. Cancer
14)is a preventable disease that requires major lifestyle
15)changes. Pharm Res 2008; 25: 2097-116.
16)National Cancer Institute. Cancer risk factors. http://www.cancer.gov/cancertopics/wyntk/cancer/
17)page4 20.03.2016.
18)Özkan Ç, Çelik İ. Beslenme ve kanser. http://www.akadgeriatri.org/ 08.03.2016.
19)Nöthlings U, Murphy SP, Wilkens LR, Henderson
20)BE, Kolonel LN. Dietary glycemic load, added sugars,
21)and carbohydrates as risk factors for pancreatic
22)cancer: The Multiethnic Cohort Study. Am J
23)Clin Nutr 2007; 86: 1495-501.
24)La Vecchia C, Franceschi S, Levi F. Epidemiological
25)research on cancer with a focus on Europe.
26)Eur J Cancer Prev 2003; 12: 5-14.
27)T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,
28)Kanser Dairesi Başkanlığı. Kanserde beslenme. http://kanser.gov.tr/kanser/kanserbeslenme/
29)718-kanserde-beslenmeler.html 30.11.2015.
30)Saldamlı İ. Gıda Kimyası. Ankara: Hacettepe Üniversitesi
31)Yayınları, 2007: 119-23.
32)Boffetta P, Nyberg F. Contribution of environmental
33)factors to cancer risk. Br Med Bull 2003; 68:
34)71-94.
35)Baysal A, Criss WE. Kanseri Tanıyalım, Belirtileri,
36)Nedenleri, Korunma ve Tedavi Yolları. Hatipoğlu
37)Yayınları, 2004.
38)Kaya Y, Duyar HA, Erdem ME. Balık yağ asitlerinin
39)insan sağlığı için önemi. Ege Üniversitesi Su
40)Ürünleri Dergisi 2004; 21: 365-70.
41)Wang Y, Jones PJ. Dietary conjugated linoleic acid
42)and body composition. Am J Clin Nutr 2004; 79:
43)1153-8.
44)Gonzalez CA, Navarro C, Martinez C, et al. The
45)European prospective investigation about cancer
46)and nutrition. Rev Esp Salud Publica 2004; 78:
47)167-76.
48)Sonestedt E, Ericson U, Gullberg B, Skog K, Olsson
49)H, Wirfält E. Do both heterocyclic amins and
50)omega-6 poly unsaturated fatty acids contribute to
51)the incidence of breast cancer in postmenopausal
52)women of the Malmö diet and cancer cohort? Int J
53)Cancer 2008; 123: 1637-43.
54)International Agency for Research on Cancer
55)(IARC). Dulcin, summaries & evaluations 1976. http://www.inchem.org/documents/iarc/
56)vol12/dulcin.html 05.10.2015.
57)Knekt P. Risk of colorectal and other gastrointestinal
58)cancer after exposure to nitrate, nitrite
59)and N-nitroso compounds: a follow-up study. Int J
60)Cancer 1999; 80: 852-6.
61)Gültekin F. Gıda Katkı Maddeleri. 1. Baskı. İstanbul:
62)Server Yayınevi, 2014.
63)Eren T, Devecioğlu E. Bebek mamalarındaki katkı
64)maddeleri. Çocuk Dergisi 2012; 12: 60-5.
65)Dong J, Zou J, Yu XF. Coffee drinking and pancreatic
66)cancer risk: a meta-analysis of cohort studies.
67)World J Gastroenterol 2011; 17: 1204-10.
68)Amerikan Kanser Derneğinin kanser önlenmesi
69)için beslenme için beslenme ve fiziksel aktivite
70)rehberi. http://www.academichospital.com.tr/
71)01.12.2015.
72)Baker JA, McCann SE, Reid ME, Nowell S, Beehler
73)GP, Moysich KB. Association between black
74)tea and coffee consumption and risk of lung cancer
75)among current and former smokers. Nutr Cancer
76)2005; 52: 15-21.
77)Özden A. Probiyotik: Sağlıklı Yaşam İçin Yararlı
78)Dost Bakteriler. Türkiye Gastroenteroloji Vakfı
79)Yayınları, 2010.
80)Shida, K, Nomoto K. Probiotics as efficient immune
81)potentiators: translational role in cancer prevention.
82)Indian J Med Res 2013; 138: 808-14.
83)Mego, M, Holec, V, Drgona L, Hainov K, Ciernikova
84)S, Zajac V. Probiotic bacteria in cancer patients
85)undergoing chemotherapy and radiation therapy.
86)Complement Med 2013; 21: 712-23.
87)Coşkun T. Pro, pre ve sinbiyotikler. Türkiye Klinikleri
88)J Pediatr Sci 2007; 3: 82-98.
89)Grimoud Durand H, De Souza S, Monsan P, Ouarné
90)F, Theodorou V, Roques C. Invitro screening
91)of probiotics and synbiotics according to antiinflammatory
92)and anti-proliferative effects. Int J Food
93)Microbiol 2010:144: 42-50.
94)Dembinska-Kiec A. Carotenoids risk or benefit for
95)health. Biochim Biophys Acta 2005; 1740: 93-4.
96)Gerster H. Effect of caretonoids: two review, antioxidant
97)vitamins. Newsletter 1993; 7: 4-7.
98)Kotake-Nara E, Kushiro M, Zhang H, Sugawara
99)T, Miyashita K, Nagao A. Carotenoids affect proliferation
100)of human prostate cancer cells. J Nutr
101)2001; 131: 3303-6.
102)Boyle P, Levin B. Dünya Kanser Raporu 2008.
103)Lyon, 2008.
104)Kıdır M. D vitamininin immün sistem, deri ve
105)kanser ile ilişkisi. Süleyman Demirel Üniversitesi
106)Tıp Fakültesi Dergisi 2013; 20: 158-61.
107)Özkan B, Döneray H. D vitamininin iskelet sistemi
108)dışı etkileri. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi
109)2011; 54: 99-119.
110)Zhang L, Wang S, Che X, Li X. Vitamin D and
111)lung cancer risk: a comprehensive review and meta-
112)analysis. Cell Physiol Biochem 2015; 36: 299-
113)Özçelik D, Koçer H, Kasım İ, Şencan İ, Kahveci
114)R, Özkara A. D vitamini. Turkish Medical Journal
115)2012; 6: 61-7.
116)Imtiaz S, Siddiqui N, Raza SA, Loya A, Muhammad
117)A. Vitamin D deficiency in newly diagnosed
118)breast cancer patients. Indian J Endocrinol Metab
119)2012; 16: 409.
120)Trivedi DP, Doll R, Khaw KT. Effect of fourmonthly
121)oral vitamin D3 (cholecalciferol) supplementation
122)on fractures and mortality in men trial.
123)BMJ 2003; 326: 469.
124)Bonnesen C, Eggleston IM, Hayes JD. Dietary
125)indoles and isothiocyanates that are generated from
126)Cruciferous vegetables can both stimulate apoptosis
127)and confer protection against DNA damage in
128)human colon cell lines. Cancer Research 2001; 61:
129)6120-30.
130)Conaway CC, Yang Yang-YM, Chung FL. Isothiocyanates
131)as cancer chemopreventive agents: their
132)biological activity and metabolism in rodents and
133)humans. Curr Drug Metab 2002; 3: 233-55.
134)Walters DG, Young PJ, Agus C, et al. Cruciferous
135)vegetable consumption alters the metabolism of the
136)dietary carcinogen 2- amino-1-met-hyl-6 phenylimidazo
137)[4,5-b]pyridine (PhIP) in humans. Carcinogenesis
138)2004; 25: 1659-69.
139)Lee SA, Fowke JH, Lu W, Ye C, Zheng Y. Cruciferous
140)vegetables, the GSTP1 Ile105Val genetic
141)polymorphism, and breast cancer risk. Am J Clin
142)Nutr 2008; 7: 753-60.
143)Kang SY, Seram NP, Nair MG, Bourquin LD.
144)Tart cherry anthocyanins inhibit tumor development
145)in ApcMin mice and reduce proliferation of
146)human colon cancer cells. Cancer Letters 2003;
147)194: 13-9.
148)Yılmaz B, Usta Ç. Narın (Punica granatum) terapötik
149)etkileri. Türkiye Aile Hekimliği Dergisi
150)2010; 14: 146-53.
151)Pantuck AJ, Leppert JT, Zomorodian N, et al.
152)Phase II study of pomegranate juice for men with
153)rising prostate-specific antigen following surgery
154)or radiation for prostate cancer. Clin Cancer Res
155)2006; 12: 4018-26.
156)Aksoy M. Beslenme ve kanser. http://www.saglik.
157)org.tr/upload/dosyalar/beslenme-ve-kanser.pdf
158)03.2016.
159)Fujisaki M, Endo Y, Fujimoto K. Retardation of
160)volatile aldehyde formation in the exhaust of
161)frying oil by heating under low oxygen atmospheres.
162)J AOCS 2002; 79: 909-14.
163)Koçak H. Yiyecek hazırlama ve pişirme uygulamaları-
164)Amasya örneği. Karadeniz Sosyal Bilimler
165)Dergisi 2012; 4: 13-20.
166)Ferguson LR. Meat consumption, cancer risk and
167)population groups within New Zeland. Mutat Res
168)2010; 506-507: 215-24.
169)Öz F, Kaya M. The inhibitory effect of black pepper
170)on formation of heterocyclic aromatic amines
171)in high-fat meatball. Food Control 2011; 22: 596-
172)600.
173)Gibis M, Weiss J. Inhibitory effect of marinades
174)with hibiscus extract on formation of heterocyclic
175)aromatic amines and sensory quality of fried beef
176)patties. Meat Science 2010; 85: 735-42.
177)JenethT. Altered lung function parameters in
178)asymptomatic women using biomass fuel for cooking.
179)J Clin Diagn Res 2014; 8: BC01-03.
180)Denizli A, Yavuz H. İnsan sağlığı için olası bir
181)tehdit: Bisfenol A. Bilim ve Teknik 2015; 3: 40-3.
182)Muñoz-de-Toro M, Markey CM, Wadia PR, et al.
183)Perinatal exposure to bisphenol-A alters peripubertal
184)mammary gland development in mice. Endocrinology
185)2005; 146: 4138-47.
186)Durando M, Kass L, Piva J. Prenatal bisphenol A
187)exposure induce spreneo plastic lesions in the
188)mammary gland in Wistar rats. Environ Health
189)Perspect 2007; 115: 80-6.
© 2017 Fırat Tıp Dergisi. Tüm hakları saklıdır.

