Sakral Dismorfizimin Sıklığı ve Klinik Öneminin Araştırılması
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Sivas, Türkiye
Anahtar Kelimeler: Sakral Dismorfizm, Sakrum Kırığı, İliosakral Vida, Sacral Dysmorphism, Sacral Fracture, İliosacral Screw
917 görüntülenme 594 indirme
Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza 275 hasta dahil edildi. Hastalar sakral dismorfizmin belirteçlerinin varlığı açısından analiz edildi: mamiller cisim, dismorfik nöral foramen, oluk içinde dil morfolojisi, rezidüel sakral disk boşluğu. Görüntüler üzerinden ölçümler yapıldı: 1. sakral güvenli koridor genişliği, 2. sakral güvenli koridor genişliği, sakrum genişliği, sakroiliak vida uzunluğu için SİE-promontorium arası mesafe. Elde edilen veriler SPSS (ver:22,0) programına yüklenerek değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların 165i (%60) erkek, 110u (%40) kadın olup hastaların yaş ortalaması 60,33(19-99) idi. Mamiller cisim 81 hastada (%29,5), oluk içinde dil morfolojisi 31 hastada (%11,3), dismorfik nöral foramen 80 hastada (%29,1), rezidüel sakral disk boşluğu 164 hastada (%59,6) görüldü. 1. sakral güvenli koridor ortalama genişliği 14,33 mm, 2. sakral güvenli koridor ortalama genişliği 8,53 mm, sakrum ortalama genişliği 112,5 mm, sakroiliak eklem-promontorium arası ortalama mesafe 71,1 mm olarak bulundu.
Sonuç: Sakral dismorfizm toplumda oldukça sık görülmektedir. Sakral dismorfizm belirteçlerinin görüldüğü hastalarda 1. ve 2. sakral koridor genişliği anlamlı olarak daha dardır ve iliosakral vida yerleştirilmesi daha zordur. Bu hastalarda iliosakral vida yerleştirilmesi esnasında nörovasküler komplikasyonların gelişme ihtimalinin yüksek olması nedeniyle daha dikkatli olunmalıdır.
Material and Method: Two hundred seventy five patients were included in our study. Patients were analyzed for the presence of signs of sacral dysmorphism: mammillary body, dysmorphic neural foramen, tongue-in- groove morphology, residual sacral disc space. Measurements were made on the images: 1. sacral safe corridor width, 2. sacral safe corridor width, sacrum width, sacroiliac screw length for the distance between SIE-promontorium. The obtained data were evaluated by loading into the SPSS (ver:22,0) program.
Results: Of the patients, 165 (60%) were male and 110 (40%) were female, and the mean age of the patients was 60.33(19-99). Mamillary body was seen in 81 patients (29.5%), tongue-in- groove morphology in 31 patients (11.3%), dysmorphic neural foramen in 80 patients (29.1%), and residual sacral disc space in 164 patients (59.6%). The mean width of the 1st sacral safe corridor was 14.33 mm, the average width of the 2nd sacral safe corridor was 8.53 mm, the average width of the sacrum was 112.5 mm, and the mean distance between the sacroiliac joint-promontorium was 71.1 mm.
Conclusion: Sacral dysmorphism is quite common in society. In patients with sacral dysmorphism markers, 1st and 2nd sacral corridor widths are significantly narrower and iliosacral screw placement is more difficult. In these patients, due to the high probability of development of neurovascular complications during iliosacral screw placement, more care should be taken.
Giriş
Weigelt ve ark.ı3 sakral dismorfizmi anatomik olarak mamiller cisim (MC), oluk içinde dil morfolojisi (OİDM), eş doğrusallık, dismorfik nöral foramen (DNF) ve rezidüel sakral disk boşluğu (RSDB) gibi 5 işaretin varlığı olarak tanımlamışlardır. Yapılan çalışmalarda sakral displazinin bu belirteçlerine sahip hastalarda üst sakral segmentlerin daha dar olduğu gösterilmiştir[<4>].
Pelvik halka yaralanmaları ilişkili yumuşak doku yaralanması, nörovasküler yaralanma ve yetersiz intraoperatif floroskopik görüntüleme gibi nedenlerden dolayı tedavisi zordur5. Geçmiş yıllarda pelvik yaralanmalar cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi edilmiştir. Fakat stabil olmayan pelvik halka yaralanması olan hastalarda zamansız ölüm, çoklu deformiteler, ağrı ve kronik sakatlık gibi problemler ortaya çıkmıştır. İlerleyen yıllarda cerrahi tedavi yöntemleri geliştirilip kullanılmaya başlanmıştır6. İntraoperatif görüntüleme yöntemleri, yeni redüksiyon teknikleri ve özel cihazların ortaya çıkması ile de daha az invaziv bir yöntem olan perkütan tedavi teknikleri daha popüler hale gelmiştir7-9. Sakral displazinin varlığı, üst sakral segmentin boyutu ve oryantasyonu transiliak veya transsakral vidanın geçişinde ve diğer pelvik cerrahi girişimlerde zorluk çıkarabilir. Vidanın yanlış yerleştirilmesine bağlı olarak nörovasküler hasar, pelvik halka instabili-tesi gibi komplikasyonlar da görülebilmektedir10.
Çalışmalarda daha küçük bir sakroiliak eklem (SİE) yüzeyi olan bu sakral dismorfizme sahip hastalarda iliosakral vida yerleştirilmesinin, anterior sakral korteksten vida penetrasyonuna neden olabileceği, L5 sinir kökü yaralanması gibi nörovasküler hasara yol açabileceği gösterilmiştir5,11,12.
Bu çalışmanın amacı hastaların Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri üzerinden inceleme yapılarak sakral dismorfizmin yaygınlığının belirlenmesi ve dismorfik sakrum ile normal sakrum arasındaki farklılıkların ortaya konulmasıdır.
Materyal ve Metot
Hastaların radyolojik değerlendirmesi, çok düzlemli görünümleri oluşturmaya izin veren bir görüntüleme sistemi (SECTRA UniView) ile yapıldı. Hastalar öncelikli olarak sakral dismorfizmin belirtilerinin varlığı açısından analiz edildi: MC (Şekil 1A), DNF(Şekil 1B), OİDM (Şekil 1C), RSDB (Şekil 1D).
Şekil 1: Sakral dismorfizmin belirtileri (A) mamiller cisim (B) dismorfik nöral foramen (C) oluk içinde dil morfolojisi (D) rezidüel sakral disk boşluğu.
Aynı BT görüntüleri üzerinden çeşitli ölçümler yapıldı: 1. sakral güvenli koridor (SGK) genişliği (Şekil 2A), 2. sakral güvenli koridor (SGK) genişliği (Şekil 2B), sakrum genişliği (Şekil 2C), sakroiliak vida uzunluğu için SİE-promontorium arası mesafe (Şekil 2D).
Şekil 2: Sakral ölçümler (A) 1. sakral güvenli koridor genişliği (B) 2. sakral güvenli koridor genişliği (C) sakrum genişliği (D) sakroiliak eklem-promontorium arası mesafe.
Güvenli koridor ölçümleri tüm hastalarda aynı tomografi sekansları üzerinden koridorun en dar kısmı belirlenerek o bölgelerden yapıldı. Ayrıca hastalar yaş ve cinsiyet verileri açısından değerlendirildi.
Çalışmamızdan elde edilen veriler SPSS (ver:22,0) programına yüklenerek verilerin değerlendirilmesinde parametrik test varsayımları yerine getirildiğinde (Kolmogrov-smirnov) bağımsız iki gruptan elde edilen ölçümler karşılaştırılırken iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, parametrik test varsayımları yerine getirilemediğinde bağımsız iki gruptan elde edilen ölçümler karşılaştırılırken Man Whitney U testi, sayımla elde edilmiş verilerin değerlendirilmesinde 2*2 düzenlerde ve çok gözlü düzenlerde Khi-kare testi kullanılmıştır. Verilerimiz tablolarda aritmetik ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değer, birey sayısı ve yüzdesi şeklinde belirtilerek yanılma düzeyi 0,05 almıştır.
Bulgular
Hastalarda sakral dismorfizm belirteçlerinden RSDB %59,6 oranla en sık saptanan işaret olarak gözlendi. Bunları sırasıyla %29,5 ile MC, %29,1 ile DNF ve %11,3 ile OİDM izledi. Hastaların %3,6sında dört adet belirtecin tamamı birlikte görüldü ve hastaların %31,3inde hiçbir belirteç görülmedi (Tablo 1).
Tablo 1: Sakral dismorfizm belirteçlerinin cinsiyete göre dağılımı.
Yapılan ölçümler sonucunda 1.SGK ortalama genişliği 14,33 mm, 2. SGK ortalama genişliği 8,53 mm, sakrum ortalama genişliği 112,5 mm, SİE-promontorium arası ortalama mesafesi 71,1 mm olarak bulundu.
MC, DNF ve RSDB belirteçlerinin görüldüğü hastalarda 1. SGK ve 2. SGK ortalama genişlikleri bu belirteçlerin görülmediği hastalara göre anlamlı olarak daha dar olduğu izlendi(p =0,001). OİDM olan hastalarda ise yalnızca 1. SGK ortalama genişliğinin bu belirtecin görülmediği hastalara göre anlamlı olarak daha dar olduğu izlendi(p =0,002). 2. SGK ortalama genişliği açısından OİDM olan ve olmayan hastalar arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p =0,328). Sakrum ortalama genişliği ve SİE-promontorium arası ortalama mesafesi açısından MC, DNF, RSDB ve OİDM olan ve olmayan hastalar arasında anlamlı bir fark bulunamadı (sırasıyla p =0,934, p =0,078, p =0,281, p =0,289, p =0,828, p =0,264, p =0,640, p =0,192) (Tablo 2-5).
Tablo 2: MC ile sakral ölçümler arasındaki dağılım.
Tablo 3: OİDM ile sakral ölçümler arasındaki dağılım.
Tablo 4: DNF ile sakral ölçümler arasındaki dağılım.
Tablo 5: RSDB ile sakral ölçümler arasındaki dağılım.
Sakral dismorfizm belirteçlerinden OİDM kadınlarda erkeklerden anlamlı olarak daha sık görüldü(p =0,003) (Tablo 1). MC, DNF VE RSDB belirteçlerinin ise görülme sıklığı açısından kadın ve erkekler arasında anlamlı bir fark izlenmedi (sırasıyla p =0,478, p =0,104, p =0,880). 1.SGK ve 2.SGK ortalama genişlikleri kadınlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha dar olduğu izlendi (p =0,008, p =0,003). Sakrum ortalama genişliği ve SİE-promontorium arası ortalama mesafesi ölçümlerinde kadın ve erkekler arasında anlamlı bir fark izlenmedi (p =0,085, p =0,477) (Tablo 6).
Tablo 6: Sakral ölçümlerin cinsiyetler arasındaki dağılımları.
Tartışma
Literatürde farklı toplumlarda yapılmış sakral dismorfizm varlığı hakkında çalışmalar yer alır. Weigelt ve ark.ının3 yaptıkları 269 hastanın dahil edildiği bir çalışmada RSDB %70, DNF %34, MC %27, OİDM %14 olarak bulunmuştur. Hastaların %14,7'sinde herhangi bir sakral dismorfizm belirtisi görülmediği bildi-rilmiştir. Bu çalışmada sakral dismorfizm belirteçlerinin görülme sıklığı genel olarak bizim çalışmamıza göre yüzde olarak benzer oranda görülmektedir. RSDB görülme sıklığı bizim çalışmamızdan daha yüksektir. Sakral dismorfizm belirteçlerinin hiçbirinin görülmediği hastaların oranı da bizim çalışmamızdan daha azdır. Weigelt ve ark.ı3, çalışmalarında %70 sıklığında bulduğu RSDB toplumun yalnızca %30luk bölümünde olmadığı için bu disk alanının bir sakral dismorfizm belirteci değil de normal anatomiyi yansıtabileceğini iddia etmişlerdir. Yine sakral disk boşluğunun sakrumun eksik olgunlaşmasından kaynaklanabileceğini ifade etmişlerdir. Bizim çalışmamızda da RSDB bu çalışma kadar olmasa da %59,6 gibi oldukça yüksek bir oranda görülmüştür. Çalışmada belirttiği gibi bu durumun araştırılmaya ihtiyacı vardır.
Gardner ve ark.ı4 50 hasta ile yaptıkları çalışmada hastalardaki sakral dismorfizm görülme sıklığını %58 olarak bulmuşlardır. Bu oranın bizim çalışmamız ve literatürdeki diğer çalışmalar ile kıyaslandığında daha yüksek olduğu görülmektedir. Hasta sayısının düşük olması da bu sonucun ortaya çıkmasına neden olabileceği ve çalışmanın güvenilirliğini sorgulamamız gerekebileceğini bize düşündürmüştür.
Kaiser ve ark.ı17 yaptıkları çalışmalarında bir travma merkezinde 104 yaralanmamış pelvisin bilgisayarlı tomografi verilerini analiz etmişler. Sakral dismorfizm belirteçlerinin yaygınlıklarını RSDB %35, DNF %28, MC %53, OİDM %33 oranında bulmuşlar. Bizim çalışmamızla kıyaslandığında RSDB ve DNF daha düşük oranda, MC ve OİDM ise daha yüksek oranda görülmüştür.
EA Hasenboehler ve ark.ı18 344 hastayı dahil ederek yaptıkları çalışmalarında sakral dismorfizm prevalansını ortalama olarak %14,2 olarak bulmuşlardır. Bu oranın literatürdeki diğer çalışmalara kıyasla oldukça düşük olduğu görülmektedir.
Kılınç ve ark.ı19 1737 hasta ile yaptıkları çalışmalarında RSDB %50,6, DNF %9,67, MC %12, OİDM %10,25 oranında bulmuşlar. Bizim çalışmamız ile karşılaştırıldığında bu çalışmada RSDB ve OİDM benzer oranlarda, DNF ile MC ise daha düşük oranlarda bulunmuştur.
Durusoy ve ark.ı20 224 hastayı dahil ederek yaptıkları çalışmalarında sakrum tipleri açısından hastaları değerlendirmişler ve hastaların %8inde dismorfik tip sakrum olduğunu tespit etmişlerdir. Bizim çalışmamıza kıyasla sakral dismorfizm sıklığı daha düşük oranda olduğu görülmektedir.
Bizim çalışmamıza ve literatürdeki diğer çalışmalara bakıldığında sakral dismorfizm belirteçlerinin görülme sıklığı açısından belirgin farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu da çalışmaların yapıldığı toplumlar arasındaki farklılığa bağlı olabileceği düşünülmektedir. Fakat bazı çalışmalardaki hasta sayısının oldukça yetersiz olduğundan da bu farklılıkların ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.
Çalışmamızdaki elde ettiğimiz sonuçlar bizlere göstermektedir ki sakrum genişliği ve SİE-promontorium arası mesafe ölçümleri arasında anlamlı bir fark olmadığı için iliosakral vida tespitinde kullanılacak olan vida boyu sakral dismorfizmi olan bireyler ile sakral dismorfizmi olmayan bireyler arasında farklılık göstermemektedir. Fakat güvenli koridor genişlikleri arasında anlamlı bir fark olduğu için vida yerleştirilmesi sakral dismorfizm olan hastalarda daha zor olmakta hatta bazılarında imkânsız hale gelebilmektedir. Buna ek olarak bu hastalarda vidanın güvenli koridor dışına çıkmasına bağlı olarak nörovasküler komplikasyon görülme riski artabilmektedir.
Gardner ve ark.ı4 çalışmasında üst sakral segment ve ikinci sakral segment iliosakral vida yerleştirilmesi için BT üzerinden güvenli bölge ölçümleri yapmışlardır. Sakral dismorfizmi olan hastalarda birinci ve ikinci sakral segmentte de güvenli koridorun anlamlı olarak daha dar olduğunu tespit etmişlerdir. Bizim çalışmamızda da sakral dismorfizmi olan hastalarda Gardner ve ark.ı4 çalışmasına benzer olarak 1. ve 2. SGK anlamlı olarak daha dar bulunmuştur. Bu çalışmadan farklı olarak bizim çalışmamızda OİDM olan hastalarda 2. SGK genişliğinde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Miller ve ark.ı1 çalışmalarında dismorfik sakrumu olan hastalarda üst sakral segmentte MClerin olduğunu, normal sakruma göre sakral foramenlerin daha büyük, şekilsiz ve düzensiz olduğunu, üst ve ikinci sakral segmentler arasında rezidüel bir disk boşluğunun görüldüğünü, SİEde OİDMnin olduğunu göstermişlerdir. Normal ve dismorfik sakruma cerrahi müdahalede belirgin anatomik farklılıklar olduğu belirtmişlerdir. Perkütan sakral vida fiksasyonunun sakral dismorfizmi olan hastalarda çok zor olduğunu hatta bazı hastalarda bu işlemin imkânsız olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca Hint popülasyonunda sakral dismorfizm dahil edilmeyen hastalar ile yapılan çalışma literatürden farklı olarak sakral dismorfizmi olmayan hastalarda bile vidanın güvenli bir şekilde yerleştirilmesinin mümkün olmayacağını belirtmişlerdir21.
EA Hasenboehler ve ark.ı18 vida fiksasyonu için 1. ve 2. SGK ölçümleri yapmışlardır. Sakral dismorfizmi olan hastalarda birinci sakral güvenli alan ölçümlerinin anlamlı olarak daha küçük olduğunu fakat ikinci sakral güvenli alan ölçümlerinde anlamlı bir fark olmadığını bulmuşlardır. Hem birinci hem de ikinci güvenli bölge ölçümlerinin kadınlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha küçük olduğunu belirtmişlerdir. Bizim çalışmamız ile karşılaştırıldığında bu çalışmada bizden farklı olarak ikinci sakral güvenli alan ölçümlerinde anlamlı bir fark bulmamışlardır. Bu çalışmaya benzer olarak bizim çalışmamızda da 1. ve 2. SGK ortalama genişlikleri kadınlarda erkeklerden anlamlı olarak daha dar olduğu izlenmiştir. Bu da bize göstermektedir ki sakral güvenli koridorlar kadınlarda erkeklere göre daha dar olduğu için kadın hastalarda iliosakral vida gönderirken daha dikkatli olunmalıdır.
SİE perkütan fiksasyonunda genellikle 6,5-8 mmlik vidalar kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu boyuttaki vidaların gönderilmesi için 10 mmlik bir güvenli bölge boyutu kritik eşik olarak kabul edilmiştir. Bu değerin altındaki bir güvenli bölgeye sahip olan sakrumlara vida yerleştirilmesinin çoğu ortopedik cerrah tarafından zor olarak kabul edildiği belirtilmiştir4. Çalışmamızda 1. güvenli koridor ölçümlerin dismorfik sakrumlarda 10 mm altında ölçüm değerleri olduğu gözlemledik. Dismorfik belirteç olmayan sakrumlardaki tüm ölçümlerimiz 10 mmnin üzerindeydi. Bu da göstermektedir ki sakral dismorfizmi olan hastaların bir kısmında 1. güvenli bölgeye vida yerleştirmek beklenenden daha fazla riskli olabilmektedir. Çalışmamızda yapılan 2. güvenli koridor ölçümlerinde ortalama genişlik sakral dismorfizmi olanlarda anlamlı olarak daha dar olmasına rağmen sakral dismorfizmi olmayan hastalarda da 10 mmnin altında ölçüm değerleri olduğu gözlemlenmiştir. Sakral dismorfizmi olan hastaların yanında dismorfizmi olmayan hastaların bir kısmında da 2. güvenli bölgeye vida yerleştirilmesinin zor olabileceği vurgulanmalıdır. Bu bağlamda bu alan için farklı implant boyutlarının kullanılması ve geliştirilmesi, farklı bir çalışma konusu olarak değerlendirmelidir.
Literatürdeki diğer çalışmalarda ve bizim çalışmamızda bazı sakral dismorfizm belirteçleri gösterilmiş fakat sakral dismorfizm denilebilmesi için kaç işaretin birlikte olması gerektiği belirtilmemiştir. Yani tam anlamıyla bir sakral dismorfizm tanımı yapılamamıştır. Bu da diğer çalışmaların olduğu gibi bizim çalışmamızın da en önemli eksik yönlerinden biridir. Bu konunun araştırılmaya ihtiyacı vardır. Çalışmamız bir epidemiyolojik çalışmadır ve bu tarz çalışmaların çok merkezli yapılması genellikle daha sağlıklıdır. Bizim çalışmamız tek merkezli olarak yapılmıştır ve bu da çalışmamızın eksik yanlarından biridir.
Çalışmamızda dahil olmak üzere yapılan tüm çalışmalar göstermektedir ki sakral dismorfizm toplumda azımsanmayacak kadar sık ve değişkenlik göstermektedir. Hastalara sakral dismorfizm tanısı bazı belirteçlerinin varlığının gösterilmesi ile konulabilmektedir. Bu belirteçler varlığında sakrum kırıkları ve SİE yaralanması cerrahisinde sık olarak kullanılan perkütan iliosakral vida tedavisinde sakrumdaki güvenli kemik koridorlarının daha dar olabileceği gösterilmiştir. Buna bağlı olarak da cerrahi esnasında çıkabilecek özellikle vasküler ve nörolojik komplikasyon riskinin artacağı vurgulanmalıdır. Bu hastalarda operasyon öncesi cerrah dikkatli bir şekilde hastaların radyolojik tetkiklerini incelemeli, sakrum dismorfizm varlığını araştırmalı ve dismorfizm belirteçleri olan hastalarda belirtilen komplikasyonlar açısından daha dikkatli olmalıdır.
Kaynaklar
1)Miller AN, Routt Jr MLC. Variations in sacral morphology and implications for iliosacral screw fixation. JAAOS 2012; 20: 8-16.
2)Chip Jr MLC, Simonian PT, Agnew SG, Mann FA. Radiographic recognition of the sacral alar slope for optimal placement of iliosacral screws: a cadaveric and clinical study. J Orthop Trauma 1996; 10: 171-7.
3)Weigelt L, Laux CJ, Slankamenac K, Ngyuen TDL, Osterhoff G, Werner CML. Sacral dysmorphism and its implication on the size of the sacroiliac joint surface. Clin Spine Surg 2019; 32: 140-4.
4)Gardner MJ, Morshed S, Nork SE, Ricci WM, Routt Jr MLC. Quantification of the upper and second sacral segment safe zones in normal and dysmorphic sacra. J Orthop Trauma 2010; 24: 622-9.
5)Conflitti JM, Graves ML, Routt Jr MLC. Radiographic quantification and analysis of dysmorphic upper sacral osseous anatomy and associated iliosacral screw insertions. J Orthop Trauma 2010; 24: 630-6.
6)Kınık H. Pelvis kırıkları ve tedavisi. TOTBİD Dergisi 2008; 7: 40-50.
7)Routt Jr ML, Kregor PJ, Simonian PT, Mayo KA. Early results of percutaneous iliosacral screws placed with the patient in the supine position. J Orthop Trauma 1995; 9: 207-14.
8)Sciulli RL, Daffner RH, Altman DT, Altman GT, Sewecke JJ. CT-guided iliosacral screw placement: technique and clinical experience. AJR Am J Roentgenol 2007; 188: 181-92.
9)Nelson DW, Duwelius PJ. CT-guided fixation of sacral fractures and sacroiliac joint disruptions. Radiology 1991; 180: 527-32.
10)Routt Jr MLC, Simonian PT, Mills WJ. Iliosacral screw fixation: early complications of the percutaneous technique. J Orthop Trauma 1997; 11: 584-9.
11)Weil YA, Nousiainen MT, Helfet DL. Removal of an iliosacral screw entrapping the L5 nerve root af-ter failed posterior pelvic ring fixation: a case report. J Orthop Trauma 2007; 21: 414-7.
12)Moore KL, Dalley AF. Clinically oriented anatomy. Lippincott Williams & Wilkins, Philadelphia. PJ Kelly, Editor 1999; 550-75.
13)Farcy JP, Rawlins BA, Glassman SD. Technique and results of fixation to the sacrum with iliosacral screws. Spine (Phila Pa 1976) 1992; 17: 190-5.
14)Matta JM, Saucedo T. Internal fixation of pelvic ring fractures. Clin Orthop Relat Res 1989; 242: 83-97.
15)Gänsslen A, Hüfner T, Krettek C. Percutaneous iliosacral screw fixation of unstable pelvic injuries by conventional fluoroscopy. Oper Orthop Traumatol 2006; 18: 225-44.
16)Tonetti J, Carrat L, Blendea S et al. Clinical results of percutaneous pelvic surgery. Computer assisted surgery using ultrasound compared to standard fluoroscopy. Computer Aided Surgery 2001; 6: 204-11.
17)Kaiser SP, Gardner MJ, Liu J, Routt Jr MLC, Morshed S. Anatomic determinants of sacral dysmorphism and implications for safe iliosacral screw placement. JBJS 2014; 96: 120.
18)Hasenboehler EA, Stahel PF, Williams A et al. Prevalence of sacral dysmorphia in a prospective trauma population: Implications for a" safe" surgical corridor for sacroiliac screw placement. Patient Saf Surg 2011; 5: 1-7.
19)Kılınc RM, Kılınc CY, Fatih IC, Gultac E, Sahin IG, Aydoğan NH. Frequency of Sacral Dysmorphism Findigs in Mugla Region. Med J Mugla Sitki Kocman University 2021; 8: 47-51.
20)Durusoy S, Paksoy AE. The ımportance of sacrum morphology ın transsacral and ılıosacral screw fıxatıon. Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2021;23: 59-67.
21)Trikha V, Gaba S, Kumar A, Mittal S, Kumar A. Safe corridor for iliosacral and transsacral screw placement in Indian population: A preliminary CT based anatomical study. J Clin Orthop Trauma 2019; 10: 427-31.
© 2024 Fırat Tıp Dergisi. Tüm hakları saklıdır.

