Telogen effluvium (TE), skar bırakmayan saç dökülmesinin bilinen en sık sebeplerinden biridir. Emosyonel stresten kaynaklandığı gibi TE'li kadınlarda saç dökülmesinin oluşturduğu stres de bir çeşit kısır döngüye yol açmaktadır. Bu nedenle dermatoloji polikliniklerine tedavi arayışı açısından en başta gelinen sebeplerdendir
3,4. Bu nedenle etyolojiyi belirleyip tedaviyi düzenleyebilmek hastalar açısından da çok önemlidir. Bu amaçla kolayca uygulanabilecek laboratuvar tetkiklerini tespit etmek önemlidir. Bu çalışma TE tanısı konan hastalarda hangi tetkiklerin çalışılması gerektiği ve hangilerinin önemsiz olabileceğini belirlemek amacıyla yapıldı. Yaygın saç dökülmesi ile polikliniklere başvuran hastalarda hangi tetkiklerin yapılması gerektiğine dair ortak bir görüş henüz oluşturulmamakla beraber ferritin düzeyleri, vitamin düzeyleri ve tiroit değerlerine bakılması genel olarak önerilmektedir
5. Çalışmamız sonucunda TE tanısı düşünülen hastada ferritin düzeylerinin kontrol edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Daha önce literatürde üzerinde çalışılmayan ve TE hastalarında bakılan rutin tetkiklere girmemiş olan magnezyum değerinin TE hastalarında çok merkezli ve kontrol gruplu çalışmalarla öneminin daha net kavranması gerektiğini öne sürmekteyiz.
Çalışmamızda kadınlarda TE görülme oranı erkeklere göre belirgin bir şekilde fazla olup yaş ortalaması 25,5 olarak bulundu (%87,8). Çalışmamızdaki popülasyonun cinsiyet ve yaş özellikleri literatürdeki çalışmalardaki popülasyonların özellikleriyle tam olarak uyduğu gözlendi 4,21.
Demir eksikliği dünyada en sık rastlanan besinsel eksiklik olup, vücuttaki demir depolarını en iyi gösteren laboratuvar değeri ferritindir 1,5-6. 41 μg/L düzeyindeki ferritin sınır değerinin demir eksikliğini tespit etmede spesifite ve sensitivitesinin yüzde 98'lere ulaştığı gösterilmiştir 7. Saç dökülmesi açısından sınır değerlerini araştıran birçok çalışma mevcuttur. Trost ve ark. 5 yaptığı çalışmada ferritin düzeyinin 70 μg/L ve üzerinde tutulmasının saç dökülmesi tedavisini güçlendirdiği öne sürülmüştür. Rushton ve ark. 12 yaptığı kesitsel çalışmada kronik TE tanılı 200 hastanın %65'inde ferritin değeri 40'ın altındayken; %95'inde 70'in altında bulunmuştur. Deloche ve ark. 22 yaptığı çalışmada saç dökülmesi şikayetiyle başvuran hastaların yüzde 59'unda ferritin değeri 40'ın altında bulunmuştur. Ülkemizde Bilik ve ark. 23 yaptığı çalışmada ferritin düzeyi 40'ın altında olan hastalarda telogen saç oranı anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bizim çalışmamızda ise literatürle uyumlu olarak TE tanılı 458 hastanın %85,8'inde ferritin değeri 40'ın altındayken, Rushton ve ark. 12 çalışmasıyla birebir aynı oranda olmak üzere %95,9'unda 70 değerinin altında bulunmuştur. Bilik ve ark. 23 yaptığı çalışma göz önünde bulundurulduğunda 40 değerinin altında ferritin değeri olan hastamızın yüksek oranda olması bu değeri önemli kılabilir. Ayrıca hem Trost ve ark. 5 yaptığı çalışmayla hem Rushton'ın 10 yaptığı çalışmayla uyumlu olarak 70 değerinin üstünde olup TE tanısı alan çok düşük yüzdede hastamızın olması bu sınır değerle ilgili çok merkezli ve kontrollü çalışmalar yapılması gerektirebileceğini düşündürmektedir.
Çalışmamızın yapıldığı bölgeyle aynı bölgede yapılan bir çalışmada Çadırcı ve ark. 24 213 TE hastası ile yaptığı çalışmada ferritin eksikliği görülme oranı %54 olarak saptanmıştır. Bizim çalışmamızda da benzer olarak laboratuvar sınır değeri olan 24 değeri baz alındığında hastaların %69,9'unda ferritin eksikliği saptanmıştır. Çalışmamız bu açıdan da literatürle uyumlu bulunmuştur.
TE etyolojisi araştırılırken bakılan tetkiklerden bir diğeri vitamin B12'dir. Ancak literatürde birbiriyle çelişen sonuçlar bulunmakta olup TE ile kesin ilişki saptanmamıştır. Avcı ve ark. 25 ülkemizde TE tanısı alan 563 kadın hastayla yaptığı çalışmada hastaların %3,02'sinde B12 eksikliği saptanmış ve B12 ile TE arasında kesin ilişki olabileceğinin söylenemeyeceğini öne sürmüşlerdir. Bilik ve ark. 23 yaptığı çalışmada TE hastalarında B12 eksikliği oranı %3,7 olarak bulunmuş olup telogen saç oranıyla istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmamıştır. Öztürk ve ark. 26 yaptığı çalışmada 245 hastanın %21,2'sinde B12 eksikliği bulunmuşken, bölgemizde Çadırcı ve ark. 24 yaptığı çalışmada %1 olarak saptanmıştır. Bizim çalışmamızda ise hastaların %12'sinde B12 eksikliği gözlenmiştir. Bu yönüyle çalışmamız literatürdeki oranlardan farklılık göstermektedir. Bilik ve ark. 23 ve Avcı ve ark. 25 bulduğu oranlara göre yüksek, Öztürk ve ark. 26 bulduğu oranlara göre düşük bir B12 eksikliği oranı bulunmuştur. B12 eksikliği ve TE arasındaki nedenselliğin istatistiki olarak ispatlanması için daha geniş hasta sayısına sahip, randomize kontrollü ve saç dökülmesi şikayeti nedeniyle bölgesel hastane başvuru sayıları değişkenlik gösterebileceğinden çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu düşünmekteyiz.
Magnezyumun nükleotid sentezinde rol alması hızlı proliferasyonun rol aldığı saç gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir 17. Literatür incelendiğinde, TE ile magnezyum eksikliği ilişkisini doğrudan araştıran bir çalışmaya rastlanmamıştır. Yaptığımız çalışmada hastaların %5,7'sinde tek başına magnezyum eksikliği saptanmıştır. Bu nedenle TE etyolojisinde magnezyum eksikliğinin rolünün randomize, sağlıklı kontrollerle karşılaştırılacak şekilde, çok merkezli çalışmalarla ortaya konması gerektiğini düşünmekteyiz.
Tiroit fonksiyon testleri diffüz saç kaybında en çok bakılan tetkiklerden biridir. Yapılan çalışmalarda özellikle hipotiroidi ile TE arasında güçlü ilişki gösterilmekle beraber hipertiroidi de diffüz saç dökülmesine neden olabilmektedir 18-20. Bilik ve ark. 23 yaptığı çalışmada 108 TE hastasından 2 tanesinde TSH yüksekliği saptanmıştır. Avcı ve ark. 25 yaptığı çalışmada 563 kadın hastanın 8'inde tiroit fonksiyon test bozukluğu saptanırken, çalışmamızın yapıldığı bölgede yapılan Çadırcı ve ark. 24 yaptığı çalışmada TSH yüksekliği %4 hastada, TSH düşüklüğü %2 hastada saptanmıştır. Bizim çalışmamızda ise Çadırcı ve ark. yaptığı çalışmaya benzer şekilde hastaların %2,2'sinde düşüklük, %3,1'inde yükseklik saptanmıştır.
Folik asit eksikliği de saç dökülmesinde suçlanan durumlardan biridir. Öztürk ve ark. 26 yaptığı çalışmada premenopozal dönemdeki 248 hastanın %2,6'sında folat düşüklüğü, %4,8'inde folat yüksekliği saptanmıştır. Bilik ve ark. 23 yaptığı çalışmada 108 hastanın tamamında folik asit normal bulunmuşken, Avcı ve ark. 25 yaptığı çalışmada ise TE hastalarının %9'unda folat eksikliği saptanmıştır. Bizim yaptığımız çalışmada ise 458 hastanın sadece 1'inde folik asit eksikliği (%0,22) saptanmış olup literatürle uyumlu olduğu görülmüştür.